Avrupa’da Taharet Musluğu Olmamasıyla Yüzleştiğim İlk Gün
Benzer Bir Yazı: Atipik otizm nedir ?
Kayseri’nin sabahları başka olur. İnsan uyanır uyanmaz camdan içeri giren soğuk havayı içine çeker, sonra mutfağa giderken bile evin içindeki düzen ona bir güven hissi verir. Ben de 25 yaşında, günlük tutmayı alışkanlık haline getirmiş biri olarak, o düzenin içinde büyümüşüm. Küçük şeylerin bile bir anlamı vardır benim için. Belki de bu yüzden Avrupa’ya ilk gidişim, sadece bir yolculuk değil; küçük ama sarsıcı bir kültür çarpışmasıydı.
Uçaktan indiğimde içimde garip bir heyecan vardı. Her şey yeni, her şey yabancıydı. Paris sokakları, Berlin’in gri ama düzenli havası, Amsterdam’ın kanalları… Ama hiç düşünmediğim bir şey vardı: Avrupa’daki klozetlerde neden taharet musluğu yoktu?
Bu soru ilk gün aklıma bile gelmemişti. Ta ki o an gelene kadar.
İlk Şaşkınlık: Otel Banyosunda Sessizlik
Otele yerleştiğim ilk akşam, yol yorgunluğu üzerimde ağır bir battaniye gibi duruyordu. Odaya girdiğimde her şey temiz, minimalist ve fazlasıyla düzenliydi. Banyoya yöneldiğimde ise içimde küçük bir huzursuzluk başladı. Her şey vardı: havlu, sabun, parlak bir lavabo… ama alıştığım o küçük metal musluk yoktu.
Bir an durup baktım.
“Nasıl yani?” dedim kendi kendime, sesli bir şekilde.
Sanki eksik bir şey bırakılmış gibiydi. Kayseri’de o kadar normal olan bir şey, burada hiç yoktu. Duvarlara baktım, klozetin yanına baktım, hatta yanlış yerde mi diye eğilip dolabın altını kontrol ettim. Yoktu.
İçimde hafif bir hayal kırıklığı yükseldi. Sanki bir şey bana “burada işler farklı” diyordu ama ben o farkı kabul etmek istemiyordum.
O an içimde tuhaf bir duygular karışımı vardı: şaşkınlık, biraz utanç ve en çok da yalnızlık.
Kültür Şokunun Küçük Ama Derin Bir Detayı
Ertesi gün şehirde dolaşırken, zihnim sürekli aynı noktaya takılıyordu. Müze gezerken de, kahve içerken de, insanların günlük hayatına bakarken de aklımın bir köşesinde o eksiklik vardı.
“Avrupa’daki klozetlerde neden taharet musluğu yok?”
Bu soru bir süre sonra basit bir merak olmaktan çıktı. Sanki bir kültürün başka bir kültürü nasıl şekillendirdiğinin küçük ama çok kişisel bir örneğine dönüşmüştü.
Bir kafede otururken yan masada Türk olduğunu düşündüğüm bir çift vardı. Sohbetlerine kulak misafiri oldum. Onlar da aynı konudan bahsediyordu. Kadın gülerek “alışamıyorum” dedi. Erkek ise “burada herkes tuvalet kağıdıyla yaşıyor” diye karşılık verdi.
O an içimde garip bir rahatlama oldu. Demek ki yalnız değildim.
Ama yine de alışamıyordum.
Günlüklerime Düşen Satırlar
O gece otelde defterimi açtım. Seyahat boyunca yazmayı hiç bırakmazdım. Çünkü duygularımı yazmazsam içimde büyür, ağırlaşırdı.
Şöyle yazmışım o gün:
“Bugün küçük ama garip bir boşluk hissettim. Her şey tamam gibiydi ama aslında eksikti. Sanki evin içinde bir ışık yanmıyor ama kimse fark etmiyor gibi. Taharet musluğu yoktu. Bunu yazarken bile saçma geliyor ama insan alıştığı şeyleri kaybedince kendini çıplak hissediyor.”
Yazarken fark ettim ki mesele sadece bir musluk değildi. Mesele, alışkanlıkların insanın iç dünyasında ne kadar güçlü yer kapladığıydı.
Ve en önemlisi, bu küçük detay bile beni duygusal olarak sarsıyordu. Bunu inkâr edemezdim.
Avrupa’daki Hijyen Alışkanlıklarının Farkı
Birkaç gün sonra bir arkadaşımla buluştum. O benden önce Avrupa’ya gelmişti ve daha rahattı. Konuyu açınca hafifçe gülümsedi.
“Burada sistem farklı,” dedi. “Onlar genelde tuvalet kağıdı kullanıyor. Su ile temizlik bazı ülkelerde yaygın değil.”
Bunu duyunca içimde bir sorgulama başladı. Kayseri’de büyümüş biri olarak suyun temizlikteki yerini çok net biliyordum. Evde, sokakta, misafirlikte bile bu alışkanlık hayatın doğal bir parçasıydı.
Ama burada durum farklıydı.
Arkadaşım devam etti:
“Bunun nedeni sadece alışkanlık değil. Eski binalarda tesisat yapısı, su basıncı ve banyo düzeni farklı tasarlanmış. Ayrıca bazı yerlerde ek su bağlantısı güvenlik ve sızıntı riskinden dolayı tercih edilmiyor.”
O an fark ettim ki mesele sadece kültürel değil, teknik bir geçmişe de dayanıyordu.
Ama yine de içimde bir boşluk vardı.
Paris’te Bir Sabah: Gerçekle Yüzleşme
Paris’teki üçüncü sabahımda artık alışmaya çalışıyordum. Ama alışmak, her zaman kabullenmek anlamına gelmiyor.
Otel banyosunda yine aynı görüntüyle karşılaştım. Bu kez şaşırmadım ama içimde hafif bir kırgınlık vardı. Sanki bir şeyler bana eksik bırakılmış gibi hissediyordum.
Dışarı çıktım, Seine Nehri kıyısında yürüdüm. İnsanlar hayatlarına devam ediyordu. Kimse benim içimdeki küçük kültür çatışmasını bilmiyordu.
Bir bankta oturup etrafa bakarken düşündüm:
“Belki de dünya böyle bir yer. Herkes kendi doğrularıyla yaşıyor.”
Ama yine de içimde bir taraf, o küçük su akışını özlüyordu.
Berlin’de Bir Kafe Tuvaleti ve Sessiz Kabul
Berlin’de bir kafede tuvalete girdiğimde artık beklentilerimi düşürmüştüm. Ama yine de gözüm otomatik olarak o küçük musluğu arıyordu. Yoktu.
Bu kez içimde öfke değil, sessiz bir kabul vardı.
Ama bu kabul bile tam değildi. Çünkü insan bazı alışkanlıklarını sadece yok sayarak unutmuyor.
O an düşündüm: “Demek ki insan, sadece büyük şeylerle değil, küçük detaylarla da evini hissediyor.”
Ve benim için o küçük detay, suyla gelen temizlikti.
Farklılığın İçinde Kendimi Anlamak
Günler geçtikçe Avrupa’nın bu yönüne alışmaya başladım. Ama içimdeki sorgulama hiç bitmedi. Neden böyleydi? Neden bizde bu kadar doğal olan bir şey burada yoktu?
Bir akşam hostel mutfağında tanıştığım İspanyol bir gençle bu konuyu konuştum. O bana kendi ülkesinde bazı evlerde bidet olduğunu ama yaygın olmadığını söyledi.
“Bu tamamen tarihsel,” dedi. “Su tesisatı kültürü, ev mimarisi, hatta temizlik anlayışı bile ülkelere göre değişiyor.”
Onu dinlerken bir şey fark ettim. Aslında bu farklar iyi ya da kötü değildi. Sadece farklıydı.
Ama benim içimde hâlâ küçük bir özlem vardı.
Kayseri’yi Özlemek ve Küçük Detayların Gücü
Bir gece otel odasında pencereyi açıp dışarı baktım. Soğuk hava içeri dolarken içimde bir özlem büyüdü. Kayseri’deki evimizi, banyodaki o tanıdık düzeni, her şeyin “bizim gibi” olmasını düşündüm.
İçimden dürüstçe söyledim:
“Ben buna alışmakta zorlanıyorum.”
Bu cümle bile beni biraz rahatlattı.
Çünkü bazen insanın en büyük ihtiyacı, hissettiği şeyi inkâr etmemektir.
Küçük Bir Musluğun Büyük Anlamı
Seyahatim boyunca öğrendiğim şey şuydu: dünya sadece büyük kültürel farklarla değil, küçük günlük alışkanlıklarla da ayrılıyordu.
Avrupa’daki klozetlerde neden taharet musluğu yok sorusu, benim için bir merak olmaktan çıkıp bir farkındalığa dönüştü. Bu farkındalık, insanın kendi kültürünü daha derinden anlamasını sağlıyordu.
Artık o eksikliği sadece bir eksiklik olarak görmüyordum. Bir farklılık olarak kabul ediyordum.
Ama yine de içimde bir yerde, eve döndüğümde o tanıdık suyun sesini duyacağım anı özlüyordum.
Ve belki de en çok bu özlem, insanın nereden geldiğini unutmamasını sağlıyordu.
“Avrupa’daki klozetlerde neden taharet musluğu yok” konusunda merak ettiklerinizi bu yazımızda ele almaya çalıştık. Reeltarim okurları için daha fazlası yolda!