Hurufiler Şii mi? Psikolojik Bir Mercekten Bakış
İnsan davranışlarını anlamak, psikolojinin en derin alanlarından biri olarak karşımıza çıkar. Bir bireyin inançları, duyguları, düşünce süreçleri ve toplumsal bağları arasındaki karmaşık ilişkiyi çözümlemek, yalnızca bir araştırmacının değil, aynı zamanda bir psikoloğun da ilgisini çeker. Bugün, Hurufilik inancı ve bu inancın Şii İslam’la olan ilişkisini psikolojik bir perspektiften ele alacağız. Hurufiler Şii midir? Bu soruya yalnızca teolojik bir bakışla değil, aynı zamanda bilişsel, duygusal ve sosyal psikoloji açılarından bakarak cevap arayacağız.
Hurufilik ve Şii İnancı: Temel Tanımlar
Hurufilik, 14. yüzyılın sonlarına doğru Anadolu ve Pers topraklarında ortaya çıkan mistik bir inanç sistemidir. Fazlallah Astarabadi tarafından kurulan bu akım, harflerin ve sayılarla evrenin sırlarını çözme üzerine odaklanır. Hurufilik, birçok açıdan Şii inançlarıyla benzerlikler taşır, ancak kendi içinde de bağımsız bir öğreti oluşturur. Hurufilikte harfler, Tanrı’nın evrendeki düzenini ve insanın manevi yolculuğunu anlatan semboller olarak kabul edilir.
Şii İslam ise, İslam’ın bir mezhebi olup özellikle Ali’nin halifeliğini savunan bir inanç sistemidir. Bu inanç, Ali’nin soyundan gelen İmamların, doğru yoldan sapmamak için Tanrı tarafından seçilmiş liderler olduğu inancına dayanır. Her iki inanç sistemi de mistik öğeler barındırsa da, Hurufilik ve Şii İslam arasında önemli farklar bulunur. Peki, bu inanç sistemlerinin psikolojik anlamı nedir? Hurufiler Şii midir, yoksa kendi inançlarını oluşturmuş bir topluluk mudur? Bu soruya psikolojik bir bakış açısıyla yaklaşarak, bireylerin ve toplulukların inançlarını nasıl içselleştirdiklerini anlamaya çalışacağız.
Bilişsel Psikoloji: İnançların ve Kimliklerin Şekillenmesi
Bilişsel psikoloji, insanların dünyayı nasıl algıladığını ve bilgiyi nasıl işlediğini anlamaya yönelik bir yaklaşımdır. İnsanlar, inançlarını oluştururken çevrelerinden aldıkları bilgiyi işleyerek bir anlam oluştururlar. Bu süreçte, toplumun kültürel ve dini öğretileri, bireylerin inançlarını şekillendirir. Hurufilik ve Şii inancı arasındaki bilişsel farkları ele aldığımızda, her iki inanç da birer kimlik inşa etme aracı olarak görülür. Her birey, bu kimlik aracılığıyla toplumsal grubunun değerlerine ve inançlarına uyum sağlar.
Hurufiliğin Şii inancından bağımsız bir öğreti olup olmadığına bakıldığında, Hurufiler kendi sistemlerinde Tanrı’ya ve İmam Ali’ye derin bir saygı gösterse de, inançlarının temelini harflerin sembolik gücüne dayandırırlar. Bu sembolizm, bireylerin kimliklerini şekillendirme noktasında önemli bir işlev görür. Hurufilik, bireylerin evrensel bir anlam arayışına girerek kendilerini dini bir yapının parçası olarak konumlandırmalarına olanak tanır.
Bir kişinin Hurufiliğe katılması, tıpkı bir kimlik inşası süreci gibi, o kişinin dünyayı ve evreni anlamlandırma biçimini de etkiler. Bu anlamlandırma, kişisel ve toplumsal algıların birleşimiyle şekillenir. Bu süreçte, toplumsal baskılar ve kültürel öğretiler, bireylerin inançlarını içselleştirmelerini ve kendi benliklerine dahil etmelerini sağlar.
Duygusal Psikoloji: İnançlar ve Duygusal Bağlar
İnançlar, bireylerin duygusal dünyalarıyla derin bir şekilde ilişkilidir. Duygusal psikoloji, bireylerin inançlarına nasıl duygusal bağlar kurduğunu inceler. Hurufilik, özellikle bireylerin içsel bir anlam arayışıyla yakından ilişkilidir. Bu inanç sistemi, sadece zihinsel bir çözümleme değil, duygusal bir deneyim olarak da yaşanır. Hurufiler, harflerin manevi gücüne inandıkları için, bu inanç onlara güven ve huzur sağlar. Bu güven, bireylerin duygusal olarak kendilerini güçlü ve evrenle uyum içinde hissetmelerini sağlar.
Şii inancı da benzer şekilde duygusal bağlar kurar. İmam Ali ve İmamların soyuna olan sevgi ve saygı, Şii müslümanlar için büyük bir duygusal anlam taşır. İmamların insanları doğru yola yönlendirme görevine sahip olduğuna dair duyulan derin sevgi, bireylerin inançlarına güçlü bir duygusal bağ kurmalarına olanak tanır. Hurufilikte de benzer bir duygusal bağ vardır; ancak burada Tanrı’nın ve harflerin sembolizmi daha ön plandadır.
Bireylerin bu inançlara duyduğu duygusal bağlılık, toplumsal kimliklerini güçlendirir ve onları bir grup olarak birleştirir. Hem Hurufiler hem de Şiiler, inançlarının onlara sadece manevi bir huzur sağlamakla kalmadığını, aynı zamanda toplumsal kimliklerini de pekiştirdiğini hissederler.
Sosyal Psikoloji: Toplumsal Bağlar ve Topluluk Dinamikleri
Sosyal psikoloji, bireylerin toplumla ve diğer insanlarla olan etkileşimlerini inceler. Hurufilik ve Şii inançları, bireylerin toplumsal bağlarını güçlendiren ve toplumsal yapılar içinde rollerini belirleyen önemli bir etkendir. Bu iki inanç sisteminin toplumsal yapılarındaki benzerlikler ve farklar, bireylerin kimliklerini nasıl inşa ettikleriyle doğrudan ilişkilidir.
Hurufilik ve Şii inançları arasındaki toplumsal bağ, üyelerinin kendi inançlarını diğerleriyle paylaşma ve grup içinde aidiyet duygusu oluşturma gerekliliğiyle ilgilidir. Hurufilik, bireylerin toplumdan izole olma eğiliminde olduğu bir yapı sunabilirken, Şii inancı daha örgütlü ve merkezi bir toplumsal bağ kurar. Her iki durumda da, bireylerin inançlarını paylaştıkları grupta güçlü bir aidiyet duygusu gelişir.
Sonuç: Hurufiler Şii mi?
Hurufiler, Şii inançlarıyla bazı benzerlikler taşımakla birlikte, kendi başlarına bağımsız bir inanç sistemine sahiptirler. Psikolojik bir bakış açısıyla, her iki inanç da bireylerin kimliklerini oluşturma ve duygusal bağlar kurma noktasında önemli işlevler üstlenir. Hurufilik ve Şii inançları, toplumsal normları ve kişisel duygusal ihtiyaçları şekillendirerek, bireylerin toplumsal bağlarını pekiştirir. Sonuçta, Hurufiler ve Şiiler, kendi inanç sistemlerini benimseyerek, kendilerini bir grubun parçası olarak görmekte ve toplumsal yapı içinde bir yer edinmektedirler.
Peki ya siz? Kendi inançlarınızın toplumsal bağlarınızı nasıl şekillendirdiğini hiç düşündünüz mü? İçsel deneyimlerinizi ve kimliklerinizi sorgulamak, toplumla olan etkileşiminizi anlamada önemli bir adım olabilir. Hurufilik gibi inanç sistemlerinin bireylerin psikolojik yapısını nasıl dönüştürdüğünü sorgulamak, bireysel kimliklerimizi ve toplumsal ilişkilerimizi yeniden gözden geçirmemize neden olabilir.
İslam tarihinde hurufilik mezhep olarak İran, Azerbaycan ve Türkiye’de 14. ve 15. yüzyıllarda etkin olan bir inanç akımı ve tarikattır. Türkiye’de Müslüman nüfusun çoğu Sünni olarak bilinmektedir. Türkiye’deki Türk ve diğer etnik gruplardan olan Sünnilerin çoğunluğu Hanefilik mezhebine mensuptur. Türkler arasında Şafii mezhebine mensup olana pek rastlanmamaktadır.
Melda!
Yorumlarınız yazıya yeni bir boyut kazandırdı.
Fatih Sultan Mehmed: Bayramîyye tarikatındandır . Hacı Bayram-i Veli’nin halifesi Ak Şemseddin’e bağlıdır. 26 Eyl 2020 Hangi padişah hangi tarikata mensuptu? Yeni Akit yazarına göre … Fatih Sultan Mehmed: Bayramîyye tarikatındandır . Hacı Bayram-i Veli’nin halifesi Ak Şemseddin’e bağlıdır.
Onur!
Fikirleriniz yazının ifadesini sadeleştirdi.
Hurufilik, XIV. yüzyılda yaşamış olan Fazlullah Hurufi’nin sistemleştirdiği felsefi ve mistik bir düşünce akımıdır . Başlangıçta, Timurlu Devleti egemenliğinde olan tarihî Azerbaycan ve İran sınırları içinde gelişen Hurufilik, daha sonra; günümüz İran, tarihî Horasan, Anadolu ve Balkanlarda da varlık göstermiştir. II. MEHMED’İN İLK SALTANATI DÖNEMİNDE (1444-1446 … Hurufilik, XIV. yüzyılda yaşamış olan Fazlullah Hurufi’nin sistemleştirdiği felsefi ve mistik bir düşünce akımıdır .
Kel! Katkılarınız sayesinde makale daha güçlü bir anlatım kazandı ve ikna ediciliğini artırdı.
Hurûfî , Arapça sıfat olup, İlm-i hurûf ile ilgili olarak harflerin sırlarına dair itikat ve düşünceye inanan kişi demektir. Hurufilik inançlarının temeli ilm-i huruf’un hurâfe fikirleri üzerine kurulan bir fırkadır (Luğatnâme, XI. s. 476; Hurûfîyân, s. 229).
Yusuf! Katılmadığım noktalar oldu ama önerileriniz faydalıydı, teşekkür ederim.